Mevlid kandilinin önemi

Cenabı Allah (c.c), Peygamberimiz (sav) ümmetine has olarak, bazı çok bereketli vakitleri bizlere nasip etmiştir. Kandil geceleri olan bu geceler 5 tanedir. Bu gecelerde tövbe istiğfar ile meşgul olmak, varsa kaza namazlarımızı, yoksa nafile namaz kılmak, hayır, hasenat ile uğraşmak, ihtiyaçlıları sevindirmek çok sevaptır ve bu gecelerin ihyasına vesile olacak davranışlardandır.

Âdem aleyhisselam Cennetten çıkarılınca, “ya Rabbi, Muhammed aleyhisselamın hürmetine beni affet” diye dua etti. Allahü Teâlâ ise, [ne cevap vereceğini bildiği halde diğer insanların duyması için] “Ya Âdem, onu henüz yaratmadım. Nereden bildin?” buyurdu. Âdem aleyhisselam da, “Arşta “Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Resulullah” yazılı olduğunu gördüm. Anladım ki, şerefli isminin yanına ancak en çok sevdiğinin, en şerefli olanın ismini layık görürsün” dedi. Allahü teâlâ buyurdu ki: “Ya Âdem doğru söyledin. O bana insanların en sevgilisidir. Onun hürmetine dua ettiğin için seni affettim. Eğer Muhammed olmasaydı, seni yaratmazdım.”

İnsanlık tarihinin en önemli hadisesi hiç şüphesiz Hz. Muhammed (s.a.v)’in dünyaya teşrifleridir.

“(Ey Muhammed!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik”[1] ve “Biz seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik”[2] âyetlerinde açıkça belirtildiği gibi, rahmet peygamberini bütün dünya beklemekteydi. Hz. Musa aleyhisselâma gönderilen Tevratta; müjdeci, uyarıcı, katı yürekli olmayan, sokaklarda bağırıp çağırmayan, kendisine yapılan kötülükleri iyilikle karşılayan, affeden [3] özelliklerle anlatılan Peygamber Efendimizin gelişini, herkes hasretle bekliyordu. Kurânın ifadesiyle Hz. İsa onun gelişini şöyle müjdeliyordu: Hatırla ki, Meryem oğlu İsa: “Ey İsrailoğulları! Ben size Allahın elçisiyim, benden önce gelen Tevratı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, Ahmed adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim”, demişti[4]

Milli Şairimiz Mehmet Akif de, Peygamber Efendimizin gelişini, bütün insanlığın beklediğini şu mısraları ile anlatır:

On dört asır evvel, yine bir böyle geceydi,
Kumdan, ayın on dördü, bir öksüz çıkıverdi!
Lâkin, o ne hüsrandı ki hissetmedi gözler
Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi![6]

Allah Teâlâ, bütün peygamberlerden ümmetleri adına onun peygamberliğini tasdik edeceklerine ve ona yardımcı olacaklarına dair söz almıştır. Nitekim bu husus Kurânda şöyle anlatılır: “Hani, Allah, Peygamberlerden: Andolsun, size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra, elinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz diye söz almış ve Bunu kabul ettiniz mi, verdiğim bu ağır görevi üstlendiniz mi? demişti. Onlar, Kabul ettik demişlerdi. Allah da, Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım” demişti[7].

Kurânı Kerimden önce gelen bütün kutsal kitaplarda, Peygamber Efendimizin geleceğinden ve özelliklerinden söz edilmiştir. Ancak Hıristiyan ve Yahudi din adamları bu gerçeği gizlemişler ve tahrif etmişlerdir. Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (o kitaptaki peygamberi), öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir grup bile bile gerçeği gizlerler[8] âyeti bu gerçeği vurgulamaktadır.

İnsanlığın kurtuluşu için gönderilen son ve en büyük peygamber, bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) 571 yılında Kameri aylardan Rebiü’l-evvel ayının 12.gecesi doğmuştur. Milâdî takvime göre ise bu, 571 yılı Nisan ayının yirmisine rastlamaktadır. Bu mübarek geceye “Mevlid Kandili” denir.

O’nun doğduğu çağda dünyanın her tarafında cehalet, zulüm ve ahlâksızlık almış yürümüş, Allah inancı unutulmuş, insanlık korkunç ve karanlık bir duruma düşmüş, dünya yaşanmaz hale gelmişti.

O’nun doğduğu gece, insanlığın kurtuluşu için çok hayırlı ve mübarek bir başlangıçtır.O gecenin sabahı gerçekten de feyizli bir sabahtı. İnsanlık için yepyeni bir gün doğmuş, aydınlık bir devir açılmıştı. Bir fazilet güneşi ve hidâyet meşalesi olan sevgili peygamberimizin gönderilişi, Yüce Allahın bütün insanlara en büyük nimetlerinden birisidir. Bu hususta Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

“Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah’ın âyetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Halbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler.”
(Âl-i İmrân, 164)

Her türlü küfrün, zulmün, şirkin ve her türlü bâtıl inanç ve âdetlerin parçalanıp yok olması, imanın, nurun ve hidâyetin kâinatı aydınlatması için gönderilmiş bir Peygamber idi.

Aynı gece Kabe’de tapılmakta olan cansız putların çoğunun baş aşağı devrildiği görüldü.
O gece Kisra sarayının beşik gibi sallanıp on dört sütunun parçalanıp yerlere düştüğü öğrenildi.
Sava’da mukaddes tanınan gölün suyunun çekilip gittiği görüldü.
Bin senedir yakılan ve söndürülmeyen mecusi ateşinin sönüverdiği müşahede edildi.
Bütün bunlar işaret ve alamettir ki, yeni dünyaya gelen zat ateşe tapmayı, puta tapmayı kaldırıp, Fars saltanatını parçalayarak Allah’ın izni olmadan kutsal tanınan şeylerin kutsallığını ortadan kaldıracaktır.(6)

İşte bu geceye Veladet-i Nebi gecesi diyor ve onun bütün kalbimizle, ruhumuzla her sene yeniden yâd edip kutluyoruz. Bütün kâinatla bu geceyi karşılayarak onun âleme teşrifine kıyam ediyoruz.
Getirdiği ebedi nura, açtığı saadet caddesine ve sünnet-i seniyyesine yeniden sımsıkı sarılmak ve Mevlid Kandilini vesile ederek ona yeniden biatimizi, bağlılığımızı tazelemek ne yüce bir şeref ve ne büyük bir saadettir. Süleyman Çelebi bütün bu hakikatleri mevlütü necatta şu beytiyle şiirleştirmiştir:

“Hem Muhammed gelmesi oldu yakin
Çok alâmetler belirdi gelmedin”

Peygamberimizin doğum yıldönümlerinde okunan mevlidleri saygı ile dinlemek, O’nun mübarek ruhuna salât ve selâm okumak hiç şüphesiz büyük milletimizin Sevgili Peygamberimize olan engin sevgi ve bağlılığının bir ifadesidir.

Bununla beraber, O’nun ahlâk ve fazilet dolu hayatını öğrenmek ve kendimize örnek almak başta gelen görevlerimizdendir. Asıl o zaman O’nun sevgisini ve hoşnutluğunu kazanmış oluruz.

O âlemlerin Rabbinden, “Alemlere rahmet olarak gönderildi.” Asırlara sığmayacak güzellikleri birkaç sene içerisinde gerçekleştirdi. Evlâtlarını diri diri toprağa gömen babalar O’na ve getirdiği prensiplere iman ettikten sonra dünyaya insanlık, adalet ve medeniyet rehberi olacak hale geldiler. İnsanlar O’nun tek emriyle, kökü yüzlerce yıl derinde olan alışkanlıklarını bıraktı.

. Böylece cehâlet asrı bir saâdet asrı olup, çıktı.
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed[sav] kendisinden önceki peygamberler gibi sadece bir kavme veya millete değil, bütün insanlığa peygamber olarak gönderilmiştir. O’nun diğer peygamberlerden en farklı yönlerinden birisi budur. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur:

“Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmezler.”
(Sebe, 28)

İnsanlığın her zaman ve mekânda Hz. Peygamber’in tebliğ ettiği ilâhî mesaja ve bu mesajın hayata geçirilmiş şekli olan onun sünnetine ihtiyacı vardır. O’nu örnek almak, Kur’an’a uymaktır. Çünkü Hz. Aişe (r.a.)’nın ifâdesiyle O’nun ahlâkı Kur’an’dı. (Müslim, Misâfirîn, 139). Kur’an-ı Kerim, Peygamberimiz Hz. Muhammed’in inananlar için en güzel örnek olduğunu bildirmekte ve bu hususta şöyle buyurulmaktadır:

“Andolsun, Allah’ın rasûlünde sizin için, Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar için ve Allah’ı çok ananlar için güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb, 21)

Bu geceyi nasıl ihya edelim?

Bütün insanlık âlemine bir hidayet tarihi açan ve âlemlere halis ilâhî rahmet olan böyle yüksek şanlı bir Peygamber’in ümmeti olmakla şereflenmiş bulunan biz müminlere ne mutlu! Bu geceyi vesile bilerek, O’na ümmet olmanın şuuruna erebilmek, Bu gecenin manevî zenginliğinden istifâde edelim.

Unutmayalım…
Alemlere rahmet olarak gönderilen muazzez Peygamberimizin, doğumunu anarken, yalnız mevlid okumak, ilâhîler söylemek ve kandil simidi dağıtmak yeterli değildir, sadece bu geceyi yaşamak yeterli değildir. Yüce Allah’ın sevgisine, hoşnutluğuna ve bağışlamasına ermenin yegâne yolu, Peygamberimizin yolundan gitmektir..

“De ki: Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günâhlarınızı bağışlasın…”
(Âl-i İmrân, 31)

Fahr-i Kâinat s.a.v. Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Size iki şey bırakıyorum. (Bunları tutarsanız) asla dalalete düşmezsiniz: Allah’ın Kitabı ve Sünnetim… Bu ikisi Havz-ı Kevser’e kadar beraberce ayrılmadan geleceklerdir.” (Hâkim, Müstedrek)

Alllah Rasulü s.a.v., kendi yolunu sıkı sıkıya takip etmemizi istemiştir. Cenab-ı Mevlâmız da müberra kitabımız Kur’an-ı Kerim’de kurtuluş çaresi olarak Sünnet-i Seniyye’yi göstermiştir:

“Muhakkak ki sana biat edenler Allah’a biat etmektedirler. Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah’a verdiği ahde vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükafat verecektir.” (Fetih, 10)

Ashab-ı Kiram Efendilerimiz Sünnet’e bağlılıkta eşsiz kimselerdi. Allah Rasulü s.a.v.’den ne işitmiş, ne görmüşlerse mutlaka onu uyguluyorlardı. Bir sonraki nesil olan Tabiîn de sahabileri takip ederek Nebevî yola bağlı kalmayı esas bildiler. Hatta bu yolun kaybolmaması için Ashab-ı Kiram’dan görüp duyduklarını derlediler, sistemli bir ilim haline getirdiler. Hadis, fıkıh ve tefsir ilmi bu sayede ortaya çıktı. Yine mezhep imamları bu bilgiler sayesinde hükümlerini vermişler, içtihadlarını Kur’an ve Sünnet’i esas olarak yapmışlardır.

İkinci bin yılın yenileyicisi İmam Rabbânî k.s. hazretleri Sünnet yolunu bid’atlardan, sonradan karışan unsurlardan temizlemek için büyük gayret sarf etmiştir. Ona verilen “müceddid: yenileyici” sıfatı bu gayretle alakalıdır. Alimlere, şeyhlere, müritlerine ve devlet büyüklerine birçok mektup yazmıştır ve daima Sünnet’e bağlılığı tavsiye etmiştir. Bu mektuplarından birinde şöyle söyler:

“Allah’ın Rasulü s.a.v., Alemlerin Rabbi’nin habibidir. Sevilen ve güzel olan her şey, arzulanan ve sevilene verilir. Bu nedenle Allah Tealâ kıymetli kitabında şöyle buyurur:

‘Muhakkak sen yüce ahlâk üzeresin.’ (Kalem, 3)
‘Muhakkak sen gönderilen elçilerdensin.’ (Yasin, 3)
‘Muhakkak bu dosdoğruca benim yolumdur. Ona uyun, başka yollara uymayın.’ (En‘âm, 153)

Cenab-ı Hak, Peygamberimiz’in bildirdiği dini ‘dosdoğru yol’ olarak isimlendirdi. Ve diğer dinleri ayette geçtiği üzere ‘başka yollar’ diye isimlendirerek onlara uymaktan menetti.” (Mektubât)

Sünnet üzere olmak asla işimize gelen bazı işleri yapıp diğer tavsiye ve emirleri terk etmek demek değildir. Bütünüyle Fahr-i Kâinat s.a.v. Efendimiz’den aktarılan ibadet ve günlük hayata dair uygulamaları takip etmektir. Nitekim büyüklerimizden olan Ebu Hafs Haddâd k.s. hazretleri şöyle buyurmuştur:

“İş ve hallerini her zaman Kitap ve Sünnet’le ölçmeyen, aklına gelen düşünceleri sorgulamayan kimselerin adını adamlar defterine yazmayın.” (Kuşeyrî Risalesi)

Ebu Osman Hîrî k.s. hazretleri de şöyle buyurmuştur:

“Allah Tealâ ile dostluk ve güzel edep, devamlı O’ndan korkmak ve mürakabe halinde bulunmakla olur. Allah Rasulü s.a.v. ile dostluk da O’nun yoluna tabi olmak ve zahirî ilimlere bağlı kalmakla olur.” (Hilyetü’l-Evliyâ)

Yine evliyanın büyüklerinden Ahmed b. Ebi’l-Havârî k.s. hazretleri Sünnet’e bağlılığın niçin gerektiğini şu sözle açıklamıştır:

“Sünnet’e bağlı olmaksızın amel yapanın ameli bâtıldır.” (Tabakâtu’s-Sûfiyye)

Tasavvuf büyükleri Allah Rasulü s.a.v.’e bağlılığa büyük önem vermişlerdir. Tasavvufun zahiren Kitap ve Sünnet’e bağlılığı amaçladığını ve en büyük kerametin de istikamet üzere olmak olduğunu belirtmişlerdir.

Bir Allah dostunun sadece bazı halleri değil, bir bütün olarak davranışları Fahr-i Kâinat s.a.v. Efendimiz’in hali gibidir. Hacegân yolunun kurucusu Abdülhalik-i Gücdüvânî k.s. hazretleri şeyhi Yusuf Hemedânî k.s. hazretlerinin Sünnet’e bağlılığını “Makâmât” adlı bir risale yazarak anlatmış, onun ahlâkını ve hayat tarzını bu risalede toplamıştır. Her bir hal ve tavrın bir Sünnet’e dayandığı bu yaşayış şekli toplu bir halde Allah Rasulü s.a.v.’e uymanın nasıl olacağını da gösteriyor.

Bu risalede anlatıldığına göre yazılış sebebi şöyledir:

“Selçuklu hükümdarı Sencer b. Melikşah Semerkand’daki Kâsım’a bir mektup gönderdi. O mektupta şöyle diyordu:
‘Birçok İslâm aliminin bize bildirdiğine göre, muhterem Şeyh Yusuf Hemedânî k.s. hazretlerinin yaşı kemale ermiştir. Bizim o tarafa gitmeye fırsatımız yok. Zira Süleyman Şah büyük bir orduyla bu tarafa yönelmiş. Bu yüzden Semerkand’a gidip gelemeyiz. Dervişlerin tekke masrafları için helal yoldan kazanılmış 50 bin dinar gönderildi. Siz de bizim işimiz için Fatiha okuyunuz. Tüm arzumuz hazreti şeyhin tüm ahlâk ve ahvalinin yazılıp bize gönderilmesidir. Çünkü duyduğumuza göre onun yolu ve tavırları tıpkı Sahabe’nin yolu gibiymiş. Mutlaka buna önem veriniz ve duacınızı bu nasip ile şereflendiriniz.”

Bu rica üzerine Abdülhalik Gücdüvânî k.s. hazretleri söz konusu risaleyi yazmıştır. Mürşidinin bütün tavır ve hareketlerini anlattığı eserin bir kısmı şöyledir:

“Bir kişiden az bir iyilik görse, karşılığını iki kat verirdi. Yanında daima hurma, iri kuru üzüm ve kurabiye bulunur, bunları her gelene verirdi. Kendi şeyhinin huzurunda konuşmazdı. Halkın tarlasından yürümezdi. Namazı uzatmazdı. Kendi ev işini kendisi yapar, değirmene kendisi giderdi. Bahar gelince çok gezerdi. İşrak, evvabîn, teheccüd ve istihare namazlarını terk etmezdi. Şehit olmak isterdi. Sadaka ve zekât verir, itikâfa girer, kurban keser, köle azat ederdi. Allah’tan korkar, Allah’ın vaadiyle ümitvar olurdu. Gönülden seven ve sevilen bir insandı. Sıdk ve safa ehliydi. İhlâslı, halim ve cömertti. Hakk’a şükreder, asla ondan şikayet etmezdi. Hakk’ın taksimine razı olurdu. Her zaman ölüme hazırlıklı idi. Herkese karşı şefkatli, yaşlılara hürmetli, hidayete erememiş kimselere karşı merhametliydi. Emaneti iyi muhafaza eder, akrabalarını ziyaret eder, her tehlikeden Allah’a sığınırdı. Sürekli ahireti talep eder, Hak Tealâ’dan itaatte muvaffakiyet isterdi. Hanımlara hürmet ve riayet ederdi. Yoldan eziyet verici nesneleri temizlerdi.”

Hacegân ve Nakşibendiyye büyüklerinin yolu da Yusuf Hemedânî hazretlerinin yolu üzeredir.

Sözü Ahmed el-Edemî hazretlerinin ifadeleriyle bitirelim:

“Kendine Sünnet’in edeplerini prensip edinen kimsenin kalbini Allah Tealâ marifet nuruyla aydınlatır. Habibullahın emirlerine, fiillerine ve ahlâkına tabi olmaktan daha şerefli bir makam yoktur.

Bu konuda yapılan aramalar:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>